Zaman Geldi, Gideceksin, Vay Aman

20.02.2017

Biliyorum ağlıyorsunuz. İş bulamıyorsunuz, terk ediliyorsunuz, anneniz babanız ayrılıyor, aldatıyorlar birbirlerini ağlıyorsunuz. Her gün şehit cenazesi görüyorsunuz, ağlıyorsunuz. Bir köpek kuyuya düşüyor, barınaklarda işkence gören binlerce köpeği unutuyor, ağlıyorsunuz. Kurtarılıyor Kuyu, ağlıyorsunuz sevinçten.

Hiçbirinizi eleştirmiyorum. İnanın bana. Kimseye o popüler deyişle “derdini s..eyim” demem, demedim, demiyorum. “Saçımı kestim, uzamıyor” diye ağlayan moda programı yarışmacısı genç kıza bile. Çünkü benim de saçımı kestiler. Zorla. Kıyafetin zorunlu olduğu yatılı okulda saçlarımla asilik yapardım, tek özgür olan yerim saçlarımdı ve asker traşı yaptılar. Acımadılar. Ben de ağladım.

10 yaşındaydım önce. Mahallede 14-15 yaşında abiler vardı. Ayıptır söylemesi, iyi futbol oynarım. Kullandığım fil deviren bir kamyon ilaçla 40 kilo almadan önce yani, iyi oynardım. Mustafa Sarıgül’ün bölgesindeki kaldırım taşı yerinden çıktığı için iki kere menisküsümü yırtıp ameliyat olmadan önce de, sağ dizimin ağrısına katlanırdım. Bir de bu yazıda elbet anlatacağım bir noktaya, döneme, sürece gelince başladığım sigara, bronşlarımdaki doğuştan hassasiyeti çok azdırdığı için, artık merdiven bile çıkamıyorum. Fenerbahçe beni bu halimle istemez.

10 yaşındayken beni mahallede keşfedip kendi aralarına alan 14 yaşındaki abi, birkaç ay sonra intihar etti. 1 senedir cinsel tacize uğruyormuş. Bir gün (ben yoktum) arkadaşlarına ağlayarak anlatmış, ve artık sır olarak ‘yok’ olmaktan çıkıp ‘gerçek’ olmuş. Sanırım bileklerini kesti. Ama ben nasıl öldüğünden hala emin değilim. Daha sonra çok çekeceğim hafıza boşlukları, sanırım bu olayla başladı. Hala bulanık hafızamın o kısmı, bastırdım ve beynim kötü olan her şeyi bastırabilmeyi öğrenmiş oldu.

Yazının bundan sonrasını eskiden (hala var mı bilmiyorum) vapurlarda birkaç şey birden satan adamlar gibi anlatacağım. Zira çok madde var.

11-14 yaşları arasında bulunduğum daimi yatılı okulda bir sapık, küçük sınıflardan iki çocuğa elle sarkıntılık yoluyla cinsel tacizde bulunmuş. Bana bir arkadaşları geldi ve şikayet etti. “Seni dinlerler, büyük sınıfsın, bizi dinlemezler,” dedi. Ama ben en sorunlu, en çok disiplin cezası alan öğrenciydim. Eğer bana inanmazlarsa, ki bu yüksek ihtimaldi, sapık öğretmen istediği gibi at koştururdu. Böyle düşündüm, korktum ve söyleyemedim. 20 yıldır da suçluluğumdan kurtulamadım. O sapık öğretmen bugün şarkı sözü yazarı, gazetelerde bazen ismi geçiyor.

Bitti mi? Bitmedi.

Aynı okulda hem bipolar hem de ADHD olan ben, ne hikmetse okulun rehberlikçisi tarafından hiç fark edilmedim. Acaba okuldan atılmasına olmasa bile yönetimle ilgili ciddi sorun yaşamasına sebep olabilecek bir sırrına şahit olduğum için okuldan atılmaya doğru sürüklenmemi görüyor ve süreci hızlandırmak için elinden geleni yapıyor olabilir miydi? İşte 1 milyonluk soru.

Bitti mi? Bitmedi.

Okul değiştirip Işık Lisesi’ne gelince en çok kavga ettiğim haliyle en çok kızdığım dönem arkadaşımın ’99 depreminde ölmesine, sanki benim suçummuş gibi fantastik bir hayalle günlerimin geçmesine kaç puan?

Bitti mi? Daha yeni başlıyoruz.

Üniversite yıllarımda geceleri kulüplerde geçirdim. Bir gün yine birkaç kez tartıştığım bir çocuk (benimle yaşıt) -belki inanmayacaksınız ama- “Her şey Genco’nun suçu” diye bir not bırakarak altın vuruş yaptı, uzunca bir süredir eroin bağımlısıymış ve giderken bana böyle bir kazık attı. Ne kadar iğrenç bir insan olabilirdim ki?

Bitmedi. Merak etmeyin.

Gece kulüplerindeki mafya bozuntusu tiplerin, gerçek yeraltı dünyasıyla da alakası olmayıp onların kurallarına da uymayıp sırf kendine isim yapmaya çalışan terbiyesizlerden birinin sevgilisi benimle birlikte oldu. Ben sadece yanıma gelip “Dans edelim mi?” diyen bir kız sanmıştım onu ama meğerse o, kulüpte tanınan bir adamın, benim, kendisiyle görülmemin mafyöz sevgilisinin kulağına gideceğini hesaplayarak beni kullanmış.

Önce dayak yedim, sonra da Ortaköy’e girişim yasaklandı ‘beyefendi’ tarafından. Polise gittim. İsmini duyunca Hulusi Kentmen sevecenliğindeki komiser sinirden delirerek odadan çıktı. Gece hayatım orada bitmişti. Şimdilik. Sonra ben delirdim. Bunu bana kim ne hakla yapardı? Ben yanlış bir şey yapmamıştım. Bundan arkadaşlarıma bahsederken, şikayet ederken bir telefon, bir ses, uydurma bir isim. “Sen artık benim adamımsın, seni o adamdan ben koruyacağım, istediğin gibi git Ortaköy’e de, istediğin yere.”

Olduk mu size illegal? Gel de hayır de kolaysa. Allah’ı var, çok mert adamdı. Bana hep “Senin başbakan olman lazım, büyük adamsın,” derdi.

Bitti mi? Bitmedi.

Gece hayatı rahat devam etti. Ama bir gece evimden çıkan bir kız arkadaşım evine giderken yolda saldırıya uğradı. 5 saat tecavüze uğradı. Son 2 saat boyunca “yeter” diye ağlamış. İki gün sonra intihar etti.

Bitmedi! Hiç boşuna heveslenmeyin.

Lisedeyken, henüz teşhis edilmediği için tedavi edilmeye başlanmamış bipolar duygudurum bozukluğunun ilk şiddetli patlamasını yaşıyordum. Kimseyle konuşmuyor, içimden herkese saydırıyor, günbegün deli gibi bir öfkeyle doluyordum.

Selen bunu keşfetti. Psikoloji okumuyordu ama insan üstü bir duyarlılığı vardı, bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı. Beni, mesaisi haline getirdi. Her okul günü sabahtan akşama kadar benimle ilgilenir, konuşur, konuşturur, başkalarına çok iyi anlatır, tanır ve tanıştırırdı. Yalnızlığımı ve izole halimi nerdeyse tek başına halletti. Beni kurtarmıştı.

İşte o Selen 2003 yılında aşırı doz eroin yüzünden hayatını kaybetti. O beni kurtarmıştı ama, ben onu kurtaramamıştım. Etrafımdaki insanların düşüncelerinden ve laflarından en popülerleri, (hani derler ya, kaş göz çizsem daha iyi olur diye…) tam olarak şu zeka ve empati düzeyindeydi:

1- Fazla düşünme, unutmaya çalış.

2- Genco herhalde Selen’e aşıktı ki bu kadar üzülüyor.

Bu noktaya geldiğimizde hayatımdaki travmalar bitmemişti, biliyordum ama ben bitmiştim. İlk defa olarak “oynamıyorum” diyordum. Bende sigortalar attı. “Oynamıyorum bana biçtiğiniz rolü.” Kime söylüyordum acaba?

Gece hayatı yıllarında sokak çocukları tanıdım bir düzine, gittim aradım buldum. Güvenlerini kazanmak zor oldu ama sonunda başardım ve arkadaş gibi bir abileri oldum. Yıkandılar, karınları doydu, oyuncakları oldu ve sıcak bir yuvada yatabildiler, kalabildiler. Çikolata yediler, düşünebiliyor musunuz? Ama ben bir daha kendime gelemedim. Yıllarca Taksim’e gitmedim bu yüzden.

Param çoktu o yıllarda, elimden belki milyonlar geçti. Geceleri hastane hastane dolaşıp ameliyat parası hibe ederdim.

Biliyorum, “Ne kadar mağdurum amca biliyor musun?” alt metinli bir yazı oldu. Duygu sömürüsü yapıyorum belki. Ama derdim bu değil. Bütün bunları anlatırken asıl kastettiğim başka bir şey.

Kimse için “senden çok acım var” demek istemiyorum. Bunu diyemem, herkesin acısı kendi dünyası içinde değerlendirilmelidir. “Ben iyi bir insanım” ya da “iyilikler yaptım” demek de istemiyorum, bütün bunları hak etmediğimi de anlatmaya çalışmıyorum.

Evet bunların hepsi mağduriyet, ama mağdur olmak başka, mağdur rolünü giyinmek başka bir şey. Mağdur psikolojisinde kalmak zararlıdır, kendinize de başkalarına da.

Peki ne demeye yazdım bütün bunları?

Kusura bakmayın, bu benim blogum ve istediğimi yazarım.

Burayı takip edenler -en azından şimdilik- hep tanıdıklarım. Ama tek hedef kitle onlar değil. Bir gün bir yerde tanıyacağım, halihazırda tanıdığım, herkes için geçerli bu söylediklerim, söyleyeceklerim.

Ben çok doldum.

Kendisi de yazan bir arkadaşım, birçok yazarın onaylanma ihtiyacıyla yazdığını düşündüğünü söyledi. Ben bunu başkaları adına söyleyemem, tahmin ederim ama iddia edip cevap veremem.

Ama ben, onaylanmak istemiyorum.

Çünkü bazen provoke edip sinirlendirmek, bazen ağlatmak, bazen güldürmek istersiniz. Bazen anlaşılmaz bir şey yazıp eğlenirsiniz. Ama ben en çok, ve bugün de, bu yazıda da, anlaşılmak istiyorum. Çünkü yalnızım. Fiziksel olarak değil. Duygu olarak. Anlaşılmak, ve doğru şekilde tanınmak istiyorum. Sessizliklerim, yalnızlıklarım, kaçışlarım, gözlerimin dolması, kahkahalarım doğru anlaşılsın istiyorum. Tanınmaktan kastım ünlü olmak değil. Hallerime, sözlerime, davranışlarıma yanlış ve yersiz niyet yakıştırmalarının son bulması.

Ben bu özet geçtiğim hayatın üstüne, 21 yaşında madde kullanmaya başladım ve 6-7 ayımı bu şekilde geçirdim. Kayış gerçekten koptu, tutamadım ucunu ve tedavi görmem gerekti. Üstüne 12 yıldır hiç mutlu değilim. İşsiz sayılırım, param yok, 100 kilonun üzerindeyim ve çok yalnızım. Ama kimseden bunlarla ilgili bir şey yapmasını beklemiyorum.

Birlikte bira içerken, kahve içerken, konserde şarkılara eşlik ederken, dışarda yemek yerken, bir insanla yeni tanışırken, kafamdan neler geçiyor, neler ne çağrışımlar yapıyor bilmiyorsunuz. Bana, “Nişantaşı’ndan hiç çıkmamış, kitaplara gömülmüş, zeki ama çok saf,” diyenlere ağza alınmayacak laflar hazırladım. Belirtmeden geçemeyeceğim. Sanırım hayatın, bu ülkenin ve en çok da İstanbul’un gerçeklerini hiç bilmiyor olduğum, hayatı tanımıyor olduğum yanılsaması sessizliğimden besleniyor ama duymak isteyenlere sessizlikler çok şey anlatır.

Haklısınız, ben de sizin zihninizi okuyamıyorum. Ama ben bir bakışta sizi çözme, sınıflandırma ve not verip rafa kaldırma ukalalığını yapmıyorum.

 

En büyük derdiniz kısa kestirdiğiniz için çabuk uzamayan saçlarınız da olsa, ben sizinle oturup bir kahve içmek isterim. Derdiniz de en az benimki kadar büyük, biliyorum.

 

“Sessiz sessiz, ağlar gibisin, vay aman…”

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s