Dünya Bir Okuldur!

22.02.2017

Biz biliyorsunuz çok zeki ve çok özeliz. Ama çok da şanssızız. Bize o fırsatlar verilseydi, Ahmet’in, İlhan’ın, Ali’nin şansları, fırsatları, eğitimleri bizde olsaydı bugün çok başka yerlerde olurduk. Zirvede olurduk. Ve inanın ki, çünkü biz inandık, asla şu anki gibi gergin, öfkeli, kırgın ve küskün olmazdık.

Ama biz Oxford’da okumadık. Aynı İbrahim Tatlıses gibi. Yoktu bize Oxford, bizim hocalarımız, okullarımız, ekonomik şartlarımız bizi mağdur etmeye yetiyordu. Artık geri dönülmez bir yola girmiştik: Her yeni hedefi mağduriyetimize göre seçmek ve her bir mağduriyetimizi giderdiğimizde karşımıza yeni bir tanesinin çıkması.

Bir yandan duygularımızı ezen bu haksızlık artarken, bir yandan da öfkelerimiz artıyordu artık ve bundan sonra kendimizi “moral high ground1“a koymaktan başka çaremiz kalmıyordu. Biz açgözlü değildik, biz kimsenin ekmeğiyle oynamamıştık, biz fazla şey istemiyorduk. İnsanca yaşamak biraz, bir de hesaplı kitaplı yaptığımız iki çocuğumuz iyi okullarda okusunlar, iyi eğitim alsınlar, hayata hazır olsunlar istiyorduk.

(1: İngilizce: Ahlaki yüksek zemin. Etik ya da politik bir konuda daha yüksek bir ahlaki değer, seviye.)

Biz hayallerimizi törpüleyerek, ufaltarak, hepsinden önemlisi giderek daha da ‘mantıklı’ bir zemine oturtarak hayatla pazarlık ediyorduk.

Ve istediklerimizi almak için de anne babamızın gurur duyacağı kadar, ama bir yandan da dünyanın ve dünyamızın, sektörümüzün ve şirketimizin izin verdiği kadar da ahlaklı oluyorduk, gereksiz hiçbir taviz vermediğimiz siyah-beyaz çocukluk ahlakı (boyhood morality) bizi hala canlı hissettiriyor, bu ahlak anlayışını benimsediğimiz çocukluk dönemi ve aile gittikçe daha kutsal, daha önemli gözüküyordu.

Artık olgunlaşıyorduk. Ailenin değerini, çocuklarımızın mutluluğunun ve geleceklerinin önemini ve bize vereceği mutluluğu daha iyi kavrıyor, uslanıyorduk. Serseriliklerimiz törpüleniyor, hayatımızdan kaçış ve baştan başlama fantazilerimiz yavaş yavaş eriyor, elimizdekilere dört elle sarılma güdüsüne dönüşüyordu. Şefkati öğreniyorduk, keşfediyorduk. Artık aile babasıydık, kendimiz için de, ve bununla gurur duyuyorduk.

***

Peki okul nedir? Nerede devreye girer? Hayatımızda nasıl bir rol oynadı, oynuyor ve bize ne verdi?

Karşılığında maaş çeki aldığımız diplomalar ve o maaş çekini kabartacak bir “network2” dışında?

(2: İngilizce: Ağ. İş dünyasında ve sosyal hayatta fayda sağlayacak bağlantılar bütünü; çevre.)

Bu hayatı sevmiyoruz. Orası gerçek. Dünyayı sevemiyoruz. Burası net. Çok potansiyel var aslında, her şey daha iyi olabilirdi ama illa ki birileri suçlu, birileri kötü. Biz değiliz ama. Herkes şöyle, her şey böyle… Çocukluğumuzdaki sıcaklıktan eser kalmadı. Dünya gitgide kötüye doğru dönüyor, hepimiz, her kuşak bu konuda hemfikiriz.

Her şey ‘iş’e dönüşmüş durumda. Herkes uyandı artık; herkes pazarlamacı, herkes reklamcı, herkes ‘rating’ (reyting) kafasında artık. Kestaneci, simitçi, bizim doğup büyüdüğümüz mahalledeki pastaneci… Bakkal bile dayanamadı ya marketleşmeye, o da artık bir Show Tv ana haber kıvamına gelmiştir. Maymun gözünü açtı yani…

Peki ya biz? Biz nasıl böyle kaldık? Saf ve temiz? Biz nasıl hala ahlaklıyız? Nerden buluyoruz direnecek bu gücü, hayata ve dünyaya? Aileden mi? Çocuklarımızın gelecekteki varsayımsal mutluluğunun vaadinden mi? Yoksa kendi çocukluğumuzdaki ‘sağlam’ değerlerle bizi yetiştiren anne babamızdan mı?

Açıkçası, mertçesi, düzgüncesi şu: Hiçbir farkımız yok!

Biz de dünya kadar pisiz, ahlaksızız, kötüyüz ve artık aynaya başkaları için bakıyoruz.

Çirkinliğimizi dünyaya yansıtmak çok akıllıca, ama bizim gibi hisseden bir başkası da tam bize bakıp bunları düşünüyor ve böyle ezilmiş hissediyor. Hepimiz aynıyız ama hepimiz biriciğiz sözümona, nasıl oluyorsa…

Hakaret etmiyorum, yanlış anlamayın, çünkü zaman zaman bunun farkına da varıyoruz. Dostlarımız, ki onlar aslında şu hayatta en önemlisi biliyorsunuz, bizim düşmüş moralimizi pamuklara sarıyorlar. Yoksa tutunup ayakta kalacağımız yok.

***

Okul nedir? Ne işe yarar?

Bir amaç vardır: İyi notlar almak, sınıf geçmek, mezun olmak…

Bir patron vardır: Öğretmenler, müdür yardımcıları, bizzat müdürün kendisi…

Ve biz istediğimiz gibi davranamayız.

Kurallar vardır.

Aldığımız şeyin bilgi olduğunu sanarız; coğrafya, tarih, matematik…

Ama biz aslında kendimizi verip, bastırıp, erteleyip, bu fedakarlığımız karşısında, bu ‘yetişkin’liğimiz karşısında ödül alarak, şartlanmayı öğreniriz.

Öğrenim asıl budur, eğitiliriz, şartlanırız.

Kıyafet, davranış, ders saatleri, konuşmak için izin ve bize şiddet uygulama hakkı, ister sözlü ister fiziksel olsun, hep yönetimdedir, patrondadır.

Bu model, bu dinamik, ister eşinizle, ister çocuğunuzla, ister iş yerinizdeki üstünüz veya altınızla, hep devam eder. Çünkü hayatı böyle öğreniriz, ve bunu farkında olmadan tekrar üretiriz ve böyle olmasına katkıda bulunuruz dünyanın, hayatın.

Bizler bir gün CEO olup da yıllarca şiddet görmüş olmanın intikamını istemeyelim de ne isteyelim başka? Ya da bunu biz istemeyelim de kim istesin?

Artık bizim hakkımız, sıra bizde.

“Yok benim öyle bir isteğim, kendi işimi kurup rahat etmek istiyorum sadece. Karışanım olmasın yeter.”

“Güneye yerleşip organik tarımla uğraşacağım.”

“Tekne alıp denizde yaşayacağım, para biriktiriyorum.”

***

Ne güzel hayallerin var!

Ne güzel çocukların var!

O çocuklar da senin geçtiğin mengenelerden geçecek… Ama sen onları iyi hazırladın, bütün bildiklerini aktaracaksın ki ağız kokusu çekmesinler.

Büyük resmi görüyor muyuz? Büyük Oyunu görüyor muyuz?

Hiçbir komplo teorisine ihtiyaç yok.

Hiçbir komplo teorisi gerçek değil.

Ortada kuklalar var ama, bütün kuklalar aynı anda kuklacı da, herkes hem yönetiyor hem de yönetiliyor, ve şikayet ettiği yönetilme durumunu başka birinde ve bir yerde tekrarlıyor, tekrar yaratıyor. Yaptığı bir şey varsa bile, daha çoğunu yıkıyor. Ve dünya böyle böyle tersine Mehter, 1 ileri 2 geri…

Öldük. Ağlayanımız yok.

Ha bu arada, aman sağlıklı beslenin de uzun yaşayın. GDO’lu falan yemeyin, tavuk hiç yemeyin. Bir de tabi spor yapın.

Tabi okullarımız çok önemli, sahip çıkalım. En önemlisi okul, aile, eğitim…

Eğitim şart!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s