Namus Önemli Abi!

“Cinsellik Aşksız Olmaz Abi, Olmamalı!”

Bütün diziler böyle söylüyor. Çünkü çok ahlaklıyız. Evlilik programları bunu söylüyor. Ana haberler, politikacılar, kadıncı adamlar, sevilen adamlar, feminist kadınlar bile bazen bunu söylüyor.

Başka türlü konuşmak yasak.

Simit satamıyorsun, rüşvetini vermeden. Hava parası vermek lazım bir mekan açtığında. Nedir “hava parası”, biliyoruz da düşündün mü nedir diye? Elbet onu da düşündün, için biraz ezildi, ama buna karşı çıksam saftirik olurum, nasıl dönüyor dünya bilmiyor olurum değil mi?

Kanıksadık yani bu yalanı. Her yalanı olduğu gibi.

O kadar ahlaklıyız ki, ölümümüz bile bundan oluyor. Fakiriz çünkü ahlaklıyız. Erkek/Kadın bulamıyoruz, sevgili bulamıyoruz, bulsak mutlu olamıyoruz, evlenemiyoruz çünkü çok ahlaklıyız.

Her işin boku çıkmış çoktan, her şeyin iki yüzlülüğünü bulmuşuz, insanlık olarak.

Biz ülke insanı olarak bundan çok rahatsızız. Ama böyle oldu, herkesin dini imanı para oldu ve sonuçta her şeyin değeri kayboldu, yerine ederi geldi kondu. Peki böyle böyle her şeyin anlamı, değeri yitirilince ne oldu? Her şey koca bir cümbüşe, içi boş bir gösteriye dönüştü.

Ama cinsellik, ahlak, aile önemli, değil mi?

Çünkü bu cümbüşte de başarılı olmamız lazım. Çünkü acılarımız gerçek. Ne kadar kaçmaya çalışsak da, para da pul da canımızın yanmasını gerçek dışı kılmıyor, vicdandan da acıdan da kaçış yok aslında. Peki o zaman bu ikiyüzlülük nasıl sürdürülüyor?

Sanmayın ki ülkemin insanına ve dünyaya ikiyüzlü diye hakaret ediyorum. Demek istediğim hiç bu değil.

***

Demek istediğim şu, aynen şu:

İçimizdeki son değer, son haysiyet, son gerçeklik kırıntısını tatmin etmek için çoktan içi boşaltılarak öldürülmüş olan değerlerimizin kabuğunu gösteriyorlar bize, çığırtkanlığını yapıyorlar. Biz bu çaresiz, biz bu anlamsız, biz bu ezilmiş, çiğnenmiş ve suratımıza tükürülmüş dünyada bir zamanların en değerli değerlerinin posasını yine de kabul ediyoruz. Alıp baş tacı ediyoruz, çünkü yerine koyacak başka bir gerçeklik bulamıyoruz. Çok acıklı bir haldeyiz.

Her şeyin sahtesini yapıp, her şeyi para için satıp aileye sığınamazsın, namusa sığınamazsın. Başkasınınki de namus, başkasınınki de aile çünkü. Senin canın nasıl yanıyorsa onunki de yanıyor çünkü, ve bunu bilmek için insan olmaya, okumuş olmaya, doktor olmaya, ünlü olmaya gerek yok.

Herkes bunu doğuştan bilir; üstümüzden dünya geçer, biz onun altından sağ çıkarsak, kendimizi tekrar bulmaya başladığımızda bu vicdan bizim rehberimiz olabilir.

Ve ben, umutsuz değilim. Bazen kelimelerim çok sert olduğu için öyle görünüyor ama hayır, umutsuz değilim, öfkeliyim. Çünkü bence iyilik ve kötülük var, anlamlarını tekrar (başka bir gün başka bir yazıda) tanımlamak gerekse de, dolayısıyla iyi ve kötü insanlar varlar. Ve kötülere öfkeliyim. Kötülere göz yuman korkaklara da öfkeliyim. Ama öfkem benim umudumu azaltmıyor, beni körüklüyor.

Umarım bir gün daha iyi, daha sevgi dolu motivasyonlar bulabilirim. Şimdilik elimden bu kadarı geliyor. Eninde sonunda, tabi ki, benim de üstümden koca bir dünya geçti.

***

Ama dikkat edin, dünyada insanlar yavaş yavaş hareketleniyor, çok yavaş da olsa uyanıyor, çok çok acemi de olsa adımlar atıyorlar. Çok beceriksizce girişimler, çok acemice ve bilgisizce girişimler ve başlangıçlar görüyoruz, sanki tarih kendilerinden önce hiç var olmamış gibi. Sanki hayat birçok insan için onların kendisiyle başlamış gibi.

Ama kızmayın onlara, kötülere kızın, niyete bakın ve el verin. Sabırlı olun ama acele edin, zaman kaybetmeyin.

Büyük bir değişimin eşiğindeyiz, dünya çapında, herkes ikiyüzlülüğün ve büyük yalanların artık farkına varıyor. Bu enerji, bu hareket bir yere akmak zorunda. Belki dünya savaşları bile göreceğiz, ama düzlüğe çıkacağız. İnsanlar değil ama insanlık, sıklıkla çok acılı ve çok uzun bir yoldan öğreniyor. Binlerce yıllık savaşma bilinci, zıtlık bilinci birkaç savaşta daha atılabilirse eğer, bu bütün tarihe baktığımızda çok ufak bir bedel olur (Ne yazık ki…). Ama bir kişinin burnunun bile kanamasına tahammülü olmayan, olmayacak, ve bu konuda bir şeyler yapacak milyonlarca insan var artık dünyada. Ve daha çok insan bu ‘kafa’ya geliyor artık.

Dışardan baktığınızda kitleler ofislerde ömrünü çürütüyor gibi geliyor olabilir ama herkes The Matrix’i izledi. Bazen bir tohum kafamıza ekilir, ve yıllar sonra fırsatını bulup çıkar.

Namus, aile, iki üç arkadaş, bizim kuşağı bu koca dünyada korumaz. Bir zamanlar güzel bir kutuymuş, bazı kuşaklar için işe de yaramış belki, en azından onlar öyle inanmış ve bazıları hala öyle inanıyor. Ama bu kutu delik deşik artık, hem iyi hem de kötü bir şey bu.

Koskoca bir dünyanın, dünya içinde milyarlarca dünyanın, bitmek bilmeyen bir bilgi hazinesinin içinde yaşadığımızı ve her şeyi kaçırdığımızı ama hiçbir şeyi de kaçırmak zorunda olmadığımızı yavaş yavaş da olsa fark ediyoruz. Hatta bazen neyi deneyimlediğimizi, neyi fark ettiğimizi bile bilmeden. İsmini sonradan koyuyoruz, ya da sonradan öğreniyoruz.

***

Fark ettikçe herkesin farklı olduğunu, bunun da bir aynılık olduğunu, ortak nokta olduğunu fark edeceğiz. Ve bu bizi farklılaşma isteğinden azad edecek. ‘Medeni’ dünyanın son 50 yılı narsistik bir farklılaşma çabasıydı dersem fazla indirgeyici konuşmuş olur muyum? Ama zaten başladığımız yere döneceğiz, dönüyoruz. Hepimiz aynıyız, çünkü hepimiz farklıyız ve biriciğiz.

Kötü bile olsalar insanlar, biricikler. Bir taneler, orijinaller. Yeterince ayrıntılı baktığımız zaman, “averaj insan” diye bir şey olmadığını göreceğiz. En kötüsünden en iyisine, herkesin bir tane olduğunu, farklılaşmaya gerek olmadığını, zaten herkesin farklı olduğunu anladığımızda, idrak ettiğimizde topluca, rekabetin gerçeğini de bulmuş olacağız.

Çünkü rekabet sadece insanın kendi kendisine yapabileceği bir şeydir.

“Sadece kendiyle rekabet eden insanlar” diye bir şöhretli insan pohpohlama klişesi var ama, burada bahsettiğim şey o değil tabi ki.

İnsanların içsel süreçlerine hakim olamaması, farkında olamaması, içgörülerinin gelişmemesi, bütün içsel süreçlerin dışardaymış gibi görülmesine sebep olur. Dışarıda gören, dışarıda yaşar.

Günümüzdeki gösterişçilere, gösterişe gelin bir de bu açıdan bakın.

 

 

Namus, kendine sahip olmak, kendinin olana sahip çıkmaktır.

 

Ama somut bir bağlamdan bahsetmiyoruz tabi ki…

 

İyi günler 🙂

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s