Kahve Çabuk Soğuyor

Yıllardır soruyorum,

bu soruyu kendime,

Allah’ım bu dünyaya

ben niye geldim?

Herhalde kahve içmeye değil. Yani evet, biraz da kahve içmeye ama sadece kahve içmeye değildir di mi? Yine de kahve içmek çok güzel. Benim arkadaşım gibi, sigara gibi, yatmadan önce konuştuğunuz oyuncak ayı gibi (tamam yani çocukken tabi), hatta direk hayali arkadaşın büyümüş hali, artık hayali bir arkadaşımız olamaz değil mi?

Kendimize ayırdığımız zamanlar çok kısıtlı. Yalnız olduğumuz, içimize baktığımız, hayal kurduğumuz. Çünkü kurduğumuz hayaller bile fabrikasyon. Gerçekten hayal değiller, orijinal olmayan planlar onlar. Ya bizden önce yapanlar zaten var, ve bir mutluluk vaadediyorlar, ya da birçok kişiye mantıklı geliyor, benzer eğitim ve yaş seviyesinde olan, aynı sektörde olan akranlar arasında.

Durup düşünmek yok artık. Durmak yok. Düşünmek de yok. Hep yapmak var.

Sabahın tam üçündesin, dertlerin en gücündesin.

Her şeyin bir adı var, doğrusu yanlışı var, etiketi var, statüsü var. ‘Cool’u var, ‘varoş’u var… Ama gerçek bir düşünce yok. Ya da bana denk gelmedi. Gelmiyor. Düşünmek için bilmemek lazım. Anlamamak lazım ki düşünmeyi işe koşasın. Oysa herkes her şeyi bildiği için artık, planlar, yapılacaklar, tuzaklar filan hep hazır ve bilindiği için, düşünmeyi işe koşmaya gerek yok. Her şey düşünülmüş.

Tefal. Sen her şeyi düşünürsün.

Ne kadar da eril bir dil değil mi? Başkaları bizim için bir şeyleri düşünsün ve yapsın. Biz düşünmek zorunda kalmayalım. Çünkü hep başımız derde girince düşünürüz, nasıl işin içinden çıkacağımızı. O yüzden düşünmek eylemi, sıkıntı ile bağdaşır ve “Oh, hiçbir şey düşünmek zorunda değilim,” diyeceğimiz anların peşinden koşarız, akşam onu hedefleriz, dizimizi seyrederken.

Düşünmek bizim çalışmamızdır, çalışmayı sevmeyiz çünkü sevdiğimiz şeyleri ve işi yapmıyoruzdur ama istediğimiz şeyleri elde etmek için çalışmak zorundayızdır. Bir yandan da bizim “özel” oluşumuza hakaret gibi gelir çalışmak, aslında daha iyisini hak ediyoruzdur her zaman ama hakkımız da yeniyordur, ya da hak ettiğimiz yerde değilizdir en azından. Çalışmak geçicidir yani, gün gelecek başkaları bizim için çalışacak biz dinleneceğizdir, gezeceğizdir ve tozacağızdır.

Peki kahve nerde? Düşünmek nerde? Kahve içmek, tek başına tabi, kendine bir zaman ayırmak benim için. Hayatın durması bir süreliğine. Çünkü önümden geçen giden film treni anlamamı sağlıyor hayatı, en son bıraktığım yerden nereye gelmiş herkes ve her şey, onu yakalıyorum böylece. Camdan dışarıyı seyretmek gibi, trafiği…

***

Ama işte o adamlar var bir de. Kahve çabuk soğuyor adamları. Garson da sütü damlalıkla koymuş adamları. Bu kafenin sahibi kirayı nasıl çıkarıyor adamları. Onlar için hayat hiç durmaz. Kendileri durunca kaçırıyorum zannederler ve onlar doludizgin kansere koşmak zorundadır. Onların yapacağı çok iş var, öyle demeyin, en önemli insanlar onlar. Onların ajansları var, şirketleri var, kurdukları ya da kuracakları. Para kazanacaklar, büyüyecekler, adam olacaklar. Onlara kapılar açılacak, halılar serilecek; onlar size lütuftur zaten, ‘hak ettikleri’ noktaya gelene kadar yolda onlara eşlik edersiniz.

Siz onların ‘seviyesine’ gelemezseniz, ayak uydurup yarışamazsanız onlar sizden yolda vazgeçer zaten. Ama hiç de seçmemiş olduklarından, buna tam bir vazgeçme de denemez tabi.

***

İç ses: Bir gün yine İstiklal’de oturuyorum, o zaman bir kızdan ayrılmışım, onun tortuları var içimde, bütün yaşanmışlıklar duygulara dönüşüyor ve idrak ediliyor, kendi içimde ayrılığın yası yaşanıyor. O gün o kafede içtiğim kahveye benzedi bu kahve. Anlatsam mı acaba şimdi bu beyaz yakalıya?

Adam: Bu kahve de herhalde İtalya’dan geliyor. Baksana çok lezzetli. İtalya’ya götürücem Selin’i. Bakıyorum evlenilecek kız mı diye bu aralar. İnsan insanı tatilde tanırmış. Akıllı bir kız. İyi anne olur. Yalnız bardakları biraz küçük. Eh tabi akıllı adam, kaç bin tane kahve satıyor. Çok iyi iş. Çok karlı iş. Çok çok karlı.

İç ses: Bilmediği şey yok. Acaba garson olsa her masayı dinler mi? Her masada lafa girer miydi bu adam? Kesin herkese içecek bir şeyler önerip kabul etmeyenlere içinden küfrederdi. Benim o kız da ne yapıyor acaba şimdi? Ben ayrılmıştım o zaman, bana uymuyor diye ama bazen özlüyor insan, bir kahve içseydik iyi olurdu, bu adama tercih ederdim.

Adam: Senin de artık kariyerine hız vermen lazım. Oturduğun yerde kaldın. Terfi alacak bir durum yoksa ayrıl ordan; aynı şirket gibi düşün: Büyümüyorsan küçülüyorsun, kaybediyorsun demektir. Daha Ferrari yarıştıracağız oğlum!

Ben: Kahven bittiyse kalkalım. Benim işim var, eve gidip kitap okuyacağım.

Adam: Bitti zaten içmeyeceğim. Kahve çok çabuk soğuyor. Bu kafelerde filan hep geniş ağızlı, yayvan fincan ve bardak kullanıyorlar neden biliyor musun? Çabuk soğusun diye. İlkini yarım bırakıyorsun soğuyunca, doymuyorsun kahveye bir tane daha istiyorsun. Akıllıca. Çok çok akıllıca.

Ben: Tamam ben de içmeyeceğim artık.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s