Vapur Öyküleri -2

iskelenin kapıları açıldığında herkes hareketlenir vapura doğru. mevsim, saat gözetmeksizin tekrarlanır bu, kendilerini hep farklı, yaşamı hep sıradan bulan insanlar için. yağmurlu, soğuk günlerde en son hareketlenen, en rahat yürüyen ben olurum. yağmurun ilk damlalarında başlayan, sıcak evlerinin konforuna ulaşmadan yatışmayacak olan telaşlarıyla insancıklar; yarışır gibi bakar, koşar gibi yürürler… dışarsı ıslaktır. yağmur, dalgalı deniz, balıksız martılar… kendinde olmayana sevgisizliğinden, her şeyi kendine benzetmek isteyen bir patavatsızın savurduğu izmaritler… bir de; bunlarsız kendi anlamsızlaşan, kendi olmasa bunları bilemeyeceğim rüzgâr vardır dışarda…

aklıma bir satır edebiyat geliyor. böyle anlar, insanın aklına öyküler getirir, filmler, romanlar, dolu dolu yaşamlar getirir. kitabın, öykünün adından bağımsız, aklıma bir satır geliyor; geldiği yeri yalnız bırakmış, benim aklımda kendi yalnız… saatimi çıkarıyorum… üzerinde çok anı taşıyan, cansız bir varlık saatim. insan birçok cansız varlığa sahip olduğunu sanır, ama o cansız varlıklar yaşanmışlarındır, bir insanın değil. patiklerle emzik, bebekliğin, kalemle kağıt, şiirindir…

aklıma gelen satır öyle güzel ki, tahta sıralarda “kendi geleceğiniz için ders çalışın” diyen kalın sesli adamcıkların veremediği fikri veriyor, “başarısızım”. saatimi cebime koyuyorum, gözüm takılıyor çünkü üstündeki izlere, o sırada da bilincim saati okuyor; “erken” gibi, “geç” gibi kavramları hatırlatıveriyor, bende olmayan da bana öğretilen, benimsemediğim de kabullendiğim… cebimde cüzdanım ve kağıt mendilim vardı, belki bir süre sonra kravat takmak isterler, zamanı unutmalarına fırsat vermeyen bir şey var artık yanlarında.

satırın güzelliğinin karşısında acizim, yazara da kızıyorum için için, en güzelini yapabilen yapmamalı, en iyiyi yapabilen, bu yeteneğinin varlığıyla yetinmeli… hayranlık aromalı kıskançlık duygusunu yaşattıran satırı düşününce, “hiçbir zaman bu kadar iyi yazamayacağım” diyorum. yaşadıklarını kusursuz yazan bir dil ustası olamayacağıma karar verince, yazdıklarını kusursuz yaşayan bir ruh hastası olmaya karar veriyorum. hangisinin yalnızlığı daha derin, bilmiyorum…

sıkıcı, mavi önlüklü bir ilkokul sırasından kalma, derme-çatma bilgilerimi hatırlıyorum: “insan bedeninin dörtte üçü suyla doludur.”

su saftır. içine ufacık bir şey karışsa, artık o sıvı, su olmaz. evrensel saflığın tanımıdır yüzüme vuran her damla…

vapurun camları var; kutu kutular uzaktan… yakınlaştıkça artan bir resmiyet duygusu veriyorlar. her camda bir suskun var, herkes kafasını teslim etmiş; kimisi avuçiçine, kimisi çerçeveye… kafası dik, yalnız gibi görünenlere dikkatli bakınca görülen şeyse, kafalarının teslim etmeye bile değmeyecek olduğu… onlar bana bakıp hayran oluyorlardır sanırım, rüzgara, yağmura, dalgalara karşı durduğum için; onlar hızlı hızlı kaçışmışlardı ya… oysa ne onlar sandıkları kadar bilgeler, ne de yüzleşmek her zaman cesaretin göstergesidir… herkes teslim olmuş bir yerde bir şekilde, benim tek farkım bu teslimiyetin yeri ve şekli…

yer yer durgun; yaklaştıkça köpükleşen, uzaklaştıkça denizleşen su… elime kalem alma isteğini yok eden o kusursuz anlatıma kızgınım hâlâ, ve hayranım. tutarsızlığım da olmasa hiç bir çıkışım kalmayacak, ben de kutuların içine teslim olup sıradanlaşacağım. sular var her yerde… rüzgâr var… rüzgâr, suyun kokusunu getirmese, sigaranın dumanını, rüzgâr getirmese balıksız martının sesini, kanatlarını çırpmadan havada kalamasa martı, rüzgâr, aynalarda görmesem unutacağım yüzümün varlığını hatırlatmasa, rüzgâr olmasının ne anlamı kalırdı? sular olmasa edebiyat gelmezdi aklıma, bir satır ya da iki ciltlik bir roman… gelmezdi hiç biri aklıma, saate bakıyor olurdum hâlâ…

vapur yanaşıyor iskeleye, içeride bir hareketlenme var, kutu kutu ayaklanıyor insancıklar. teslimiyetlerinin kanıtları yok artık, yüzlerine bakmak gerek görmek için. hepsi bana göz ucuyla bakıyorlardı en baştan beri, açıkça baksalar neden bulamazlardı çünkü… akşam vapuru bu. hemen hepsi tanıdıklarına gidiyor, kutu kutu konuşacak, kutu kutu sevecekler birbirlerini biraz sonra. tek kapı olmasına aldırış etmeden yönelmişler hepsi o yönde, ben de olmasam mutlu olacaklar, emin olacaklar “bir”liklerinden, “tek”liklerinden… onlar da olmasa, aynı yöndeki onlarca kutu, kuşku duyacağım özgürlüğümden… bekliyorum hepsi insin diye, benim saatim cebimde… en son bindiğim vapurdan en son iniyorum…

bir satır edebiyat hâlâ aklımda…

 

 

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s